24 Mart 2016 Perşembe

6.Sınıf Bilişim Teknolojileri / Tüm Konular / Konu Özetleri

  Klasör (dizin) nedir?

       ortak özelliğe sahip dosyaları bir arada bulunduran birimlere klasör (dizin) denir.



Yeni klasör nasıl oluşturulur?

         Önce sağa tıkla.Sonra yeniye ordanda klasör yazıyo ona bas. ::)



 Dosya nedir?

         Bilgisayarda bilgilerin kaydedildiği birimlere dosya denir.



    ♦Kopyala, yapıştır ,Kes♦

Ctrl + C  = Kopyala
Ctrl + V = Yapıştır
Ctrl + X = Kes



Virüs nedir?
Veri girişi yoluyla bilgisayarlara yüklenen sistemin veya programların bozulmasına neden olan yazılımdır.


 
 
VİRÜS ÇEŞİTLERİ
1. Dosyalara Bulaşan Virüsler
2. Bilgisayarın Sistem Alanlarına Bulaşan Virüsler
3. Truva Atı
4. Makro Virüsleri
5. Solucan (Worms)
6.Adware (Reklam Yazılımları)
7.Casus Yazılım(Spyware)
8.Spam (İstenmeyen Mail)
9.Tracking Cookie 
BİR DİĞER KONU ANLATIMI : 
Popüler dosya uzantıları
Dosya Uzantısıİçerik
TXTYazı
MP3, WAVSes ve Müzik
BMP, JPGResim
GİFHareketli Resim
PDFKitap
AVİ, MPEG, MOVFilm
EXEÇalıştırılabilir Program





Klasör\Dosya Taşıma
Bilgisayarımızda bulunan dosyaların yerini değiştirme işlemidir.
Taşıma işlemi iki aşamada yapılır. İlk aşamada taşınmak istenilen dosyalar üzerinde kes komutu verilir, ikinci aşamada ise taşınacakları yerde yapıştır komutu verilir. Bu işlemi yapmak aşağıdaki yollardan istediğimizi kullanabiliriz
—         Sağ Tıklayıp Kes ve , Sağ Tıklayıp Yapıştır  menüsü aracılığı ile
—         Araç çubuğundan Kes Yapıştır düğmelerine tıklayarak
—         Klavyeden Ctrl-X, Ctrl-V tuşlarına basarak
—         Seçili olan öğeleri mouse ile taşımak istediğimiz yere sürükleyerek 
Klasör\Dosya Kopyalama
İki aşamada yapılır. İlk aşamada kopyalanmak istenilen dosya üzerinde kopyala komutu verilir, ikinci aşamada ise kopyalanacakları yerde yapıştır komutu verilir. Bu işlemi yapmak aşağıdaki yollardan istediğimizi kullanabiliriz
—         Düzenden Kopyala, Düzenden Yapıştır menüsü aracılığı ile
—         Sağ tıklayıp gelen menüden Kopyala ve Yapıştır komutları aracılığı ile
—         Araç çubuğundan Kopyala, Yapıştır düğmelerine tıklayarak
—         Klavyeden Ctrl-C, Ctrl-V tuşlarına basarak
—         Seçili olan öğeleri klavyeden control tuşu basılı iken mouse ile kopyalamak istediğimiz yere sürükleyerek
 Sürücü
  • Dosya ve klasörlerin saklanabileceğini fiziksel ortamlardır. Örneğin sabit disk, CD/DVD ROM sürücüsü, hafıza kartı, USB bellek gibi.
  • Sürücüler A’dan Z’ye kadar bir harf ile adlandırılırlar. A ve B sadece disket sürücüyeverilen harflerdir. Bunun dışındaki harfler sırasıyla diğer sürücülere verilir.
  • Harften sonra iki nokta (:) işareti kullanılır. A: veya C: gibi.
  • Sürücü harflendirilmesi işletim sistemi tarafından yapılır. Buna ek olarak biz de harfin yanına bir etiket yazabiliriz. Örneğin; Yerel Disk (C:) gibi.
Sürücüleri görüntüleme
  • Bilgisayara takılan tüm sürücüler Bilgisayarım simgesine tıklandığında açılan ekranda görülebilir.
Dosya klasör sürücü adları
  • Bir dosyanın/klasörün adresi o dosyanın/klasörün hangi sürücü ve klasör içerisinde olduğunu gösterir.
    • Dosya, klasör veya sürücü adreslerinde sürücü ve klasör isimlerinden sonra ters bölü işareti (\) kullanılır.
    • Örneğin CD-ROM sürücümüzün adresi: E:\
    • CD-ROM’daki Filmler klasörünün adresi E:\Filmler
    • CD-ROM’daki Filmler klasörünün içerisindeki Çanakkale.AVI film dosyamızın adresi:E:\Filmler\Çanakkale.AVI

BİLGİSAYAR VİRÜSLERİ
Veri girişi yoluyla bilgisayarlara yüklenen, sistemin veya programların bozulmasına, veri kaybına veya olağandışı çalışmasına neden olan yazılımdır.

VİRÜS ÇEŞİTLERİ
1. Dosyalara Bulaşan Virüsler
2. Bilgisayarın Sistem Alanlarına Bulaşan Virüsler
3. Truva Atı
4. Makro Virüsleri
5. Solucan (Worms)
6.Adware (Reklam Yazılımları)
7.Casus Yazılım(Spyware)
8.Spam (İstenmeyen Mail)
9.Tracking Cookie
VİRÜSLER NASIL BULAŞIR?
Virüsler;  disket, CD-ROM, DVD-ROM, flash bellek (flashdisk) ve İnternet, e-posta(e-mail) aracılığıyla bulaşabilir.
VİRÜSLERİN ZARARLARI
  • Ekranınıza can sıkıcı mesajlar çıkararak çalışmanızı bölebilir/engelleyebilir.
  • Bilgisayarınızın hafızasını ve/veya disk alanını kullanarak bu kaynaklara verimli olarak erişiminizi engelleyebilir.
  • Kullandığınız dosyaların içeriklerini bozabilir/silebilir.
  • Kullandığınız bilgisayar programlarını bozabilir, çalışmalarını yavaşlatabilir.
  • Sabit diskinizin tamamını ya da önemli dosyaların olduğu kısımlarını silebilir.
Bütün  anti-virüs programları 3 temel işleve sahiptir :
  • Virüs Arama, bulma (virus scanner)
  • Bulunan virüsü temizleme (virus cleaner)
  • Bilgisayarınızı virüslerden korumak için bir koruyucu kalkan oluşturma (virus shielder)
VİRÜSLERDEN KORUNMAK İÇİN;
  1. Bilgisayara anti virüs programı kurulmalıdır.
  2. Bilgisayara dosya-program-oyun yüklerken mutlaka virüs taramadan geçirilmelidir.
  3. Tanımadığınız kişilerden gelen e-postalardaki iletiler(ekleri) kesinlikle açılmamalıdır.
  4. Anti virüs programları sürekli güncellenmelidir.

Bilgi ve İletişim Teknolojilerini Kullanırken Etik(Ahlaki) Olmayan Değerler
  • Bedeli ödenmemiş bir yazılımı kopyalayarak kullanmak
  • Programları sahte seri numaralarıyla kullanmak
  • Lisanssız/kaçak yazılım kullanmak
  • Programları izinsiz çoğaltmak
  • Lisanslı fotoğraf, resim ve animasyonlar gibi öğeleri sahibinden izin almadan kullanmak
  • Programların seri numaralarını (lisans bilgilerini) internetten dağıtmak
  • Lisans kırma programlarını İnternet’ten dağıtmak
  • Lisanslı programlara ait çoğaltılmış CD’leri izinsiz satmak
  • Size ait olan lisanslı yazılımları çoğaltarak arkadaşlarınızla paylaşmak
  • Komşularınıza ait şifresiz veya şifresini kırdığınız bir kablosuz ağ bağlantısından internete bağlanmak
  • Yasal olmayan internet sitelerinden mp3, film ya da oyun indirmek
  • Yasal olmayan internet sitelerinden edinilen mp3 ve video dosyalarını internetten dağıtmak ve/veya paylaşmak
  • Başkalarına ait kişisel bilgileri ve fikirleri izin almadan kendi amacınıza hizmet edecek şekilde kullanmak
  • Sanal ortamın kimlik bilgilerini gizleyebilme işlevini kullanarak başka kişileri rahatsız edici eylemlerde bulunmak
  • Hazır yapılmış ödevleri internetten edinerek kullanmak
  • Ödev hazırlayan internet sitelerine ödev yaptırmak
  • İnternet üzerinden edinilen başkalarına ait proje veya ödevleri kendim yapmış gibi teslim etmek/vermek
  • İnternet üzerinden edinilen kendimize ait olmayan bilgi ve çalışmaları kaynak göstermeden ödev ve projelerde kullanmak

BİLİŞİM SUÇLARI ve ALINACAK TEDBİRLER

Bilişim Suçu: Bilgisayar, çevre birimleri, pos makinesi, cep telefonu gibi her türlü teknolojinin kullanılması ile işlenen suçlardır.
Kullanıcı Hesapları İle İlgili Suçlar
—         Bir kişiye ait e-posta veya kullanıcı bilgilerini ele geçirmek, değiştirmek veya silmek.
—         Bir kişi veya kurum adına sahte e-posta/profil/hesap oluşturmak.
—         Bu sahte hesapları kullanarak çeşitli paylaşımlar yapmak.
Web Sayfaları Kullanılarak İşlenen Suçlar
—         Başkalarının adına web sayfası hazırlamak ve bu web sayfasının tanıtımı amacıyla başkalarına e-mail ve mesaj göndermek ve bu mesajlarda da mağdur olan şahsın telefon numaralarını vermek.
—         Sahte alışveriş siteleri kurarak kullanıcıları dolandırmak.
—         Satışı yapılan ürünlere ait yanlış bilgiler verme.
—         Müşteriye vaat edilen ürün yerine farklı ürün göndermek.
—         Sosyal ağlar, forum ve video sitelerinde başkasına ait fotoğraf, video veya eserleri izinsiz paylaşmak.
—         Devlet karşıtı gruplara ait içerikleri yayınlamak/paylaşmak.
—         İnternetten alışverişte kullanıcıların kredi kartı bilgilerini ele geçirmek.
Bilgisayarı veya Bilgileri Ele Geçirerek İşlenen Suçlar
—         Başkasına ait bilgisayara, ağa veya sisteme izinsiz girmek, bilgileri kopyalamak, silmek veya değiştirmek.
Lisansız Yazılım ve İçeriklerin Kullanımı İle İlgili Suçlar
—         Telif hakkı ile korunan yazılım, dosya, resim, fotoğraf, müzik, video klip ve film dosyalarını izinsiz indirmek, paylaşmak, tamamını veya bir kısmını kullanmak.
Çevrimiçi İletişim Sırasında İşlenen Suçlar
—         Sosyal ağlar, sohbet siteleri, forumlar gibi kullanıcıların birbirleriyle iletişim kurdukları sitelerde kişi ya da kuruluşa hakaret, küfür etmek veya aşağılayıcı ifadeler kullanmak.
Kredi Kartı, Kontör/TL Dolandırıcılığı
—         Telefon, e-posta ve çeşitli iletişim araçları kullanarak kişilerden kredi kartı bilgileri istemek.
—         Tehdit veya şantaj yoluyla çeşitli hesaplara TL veya kontör yüklenmesini istemek.

Bilişim Suçlarına Karşı Alınabilecek Tedbirler
—         Lisanssız yazılımlar ve içerikler (müzik, resim, fotoğraf video vs.) kullanmayın.
—         Çeşitli yollarla kırılmış, içeriği değiştirilmiş veya güvenilir olmayan yazılımlar yüklemeyin.
—         Bilgisayar sistemini korumaya yönelik antivirüs, güvenlik duvarı gibi yazılımlar kullanın ve mümkün olduğunca güncellemelerini yapın.
—         Kullanılan yazılımların en güncel ve sorunsuz sürümlerini temin etmeye çalışın.
—         Telefon, e-posta vs. gibi yollarla sizden kişisel bilgilerinizi (ad, soyad, adres, telefon gibi), parolanızı ya da kredi kartı şifrenizi isteyenlere itibar etmeyin.
—         Unutmayın hiçbir banka görevlisi size banka veya kredi kartı bilginizi sormaz!
—         İnternet ortamında tanımadığınız veya şüphelendiğiniz kişilere kişisel ve özel bilgilerinizi vermeyin!
—         Telif haklarıyla korunmuş içerikleri (müzik, film, oyun vs.) kesinlikle korsan olarak temin etmeyin, indirmeyin ve paylaşmayın!
—         Başkasına ait bilgisayarı, interneti ve ağları izinsiz olarak kullanmayın, bilgileri silmeyin, değiştirmeyin veya kopyalamayın!

Kişisel Şifreler İle İlgili Öneriler
—         Kişisel şifrelerini kesinlikle en yakınınız olsa dahi kimse ile paylaşmayın!
—         Tüm hesaplarınızda aynı şifreyi kullanmayın!
—         Şifrelerinizi hiçbir yere not etmeyin!
—         Şifrelerinizi belirli aralıklar mutlaka değiştirin.
—         Şifrenizi sosyal ağlar, sohbet yazılımları, siteler vs. aracılığı ile kimseye göndermeyin!
—         Şifreler dışında daha güçlü giriş yöntemleri destekleyen bir sisteminiz varsa kullanın. Örneğin, parmak izi, yüz veya ses tanıma özellikleri.

Güvenli Şifre Oluşturma
—         Şifrelerinizde kişisel bilgilerinize yer vermeyin. Örneğin, adınız, doğum tarihiniz veya kimlik numaranız.
—         Şifrenizde ardışık sayılar, harfler kullanmayın.  Örneğin, 123456, 1234, abcd gibi.
—         Tahmin edilmesi kolay yanyana bulunan tuşları kullanmayın. Örneğin, qwerty, asdf gibi.
—         Şifreniz en az 7 basamaklı olsun.
—         Mümkün olduğunda aşağıdaki karakterlerden içersin.
—         Büyük/küçük harf (A,a…Z,z)
—         Rakam (0-9)
—         Noktalama (.,; gibi)
—         Özel karakter (-!+ gibi)

BUNLARI UNUTMAYIN!!!

—         İnternet ortamında işlediğiniz suçlardan dolayı evinize kadar takip yapılabilir.
—         Bilişim suçları hakkında yakınlarınızı mutlaka uyarın.
—         Bir bilişim suçundan dolayı mağdur olursanız mutlaka 155 Polis İmdat Hattına veya 155@iem.gov.tr adresine ihbarda bulunun!

İnternet Adresleri
Internet adresleri http://www.siteadresi.com.tr  gibi  başlangıç, adres ve uzantıya sahiptirler.
         http://           : Hypertext Transfer Protocol (Bir sunucuda bulunan metin,resim,ses ya da sayısal bilgileri içeren web sayfalarıdır.)
         www             : World Wide Web (Geniş Dünya Ağı)
         siteadresi      : Sitenin adının bulunduğu bölümdür
         .com              : Site türünü belirler
         .tr                  : Ülke Kodu (Türkiye)

Uzantıya Göre İnternet Adresi Türleri
.com              : Commercial (Ticari)
.net                : Network (İnternet Servis Sağlayıcısı)
.gov               : Government (Devlet)
.org               : Organisation (Vakıf-Dernek)
.edu               : Education (Eğitim)
.k12               : İlk ve orta okullar
.mil                : Military (Askeri)
İnternet Tarayıcı (Browser)
İnternet sitelerini bilgisayarımızda görüntülemek için kullandığımız programlardır.
Günümüzde en çok kullanılan tarayıcılar:
  • Internet Explorer (Microsoft)
  • Firefox (Mozilla)
  • Chrome (Google)
  • Safari (Apple)
  • Opera (Opera Software ASA, Norveç)
  • Yandex 
İnternete Girmek için kullandığımız Donanımlar
  • Bilgisayar
  • Ethernet Kartı
  • Modem
  • Kablo
  • Adsl Bağlantı

VİRÜSLERİN ZARARLARI
  • Ekranınıza can sıkıcı mesajlar çıkararak çalışmanızı bölebilir/engelleyebilir.
  • Bilgisayarınızın hafızasını ve/veya disk alanını kullanarak bu kaynaklara verimli olarak erişiminizi engelleyebilir.
  • Kullandığınız dosyaların içeriklerini bozabilir/silebilir.
  • Kullandığınız bilgisayar programlarını bozabilir, çalışmalarını yavaşlatabilir.
  • Sabit diskinizin tamamını ya da önemli dosyaların olduğu kısımlarını silebilir.
Bütün  anti-virüs programları 3 temel işleve sahiptir :
  • Virüs Arama, bulma (virus scanner)
  • Bulunan virüsü temizleme (virus cleaner)
  • Bilgisayarınızı virüslerden korumak için bir koruyucu kalkan oluşturma (virus shielder)
VİRÜSLERDEN KORUNMAK İÇİN;

  1. Bilgisayara anti virüs programı kurulmalıdır.
  2. Bilgisayara dosya-program-oyun yüklerken mutlaka virüs taramadan geçirilmelidir.
  3. Tanımadığınız kişilerden gelen e-postalardaki iletiler(ekleri) kesinlikle açılmamalıdır.
  4. Anti virüs programları sürekli güncellenmelidir.



İnternet adresleri

İnternet adresleri http ://www.oyun.com.tr gibi başlangıç , adres, uzantıya sahiptirler.

http :// : Bir sunucuda bulunan metin , resim , ses yada sayısal bilgileri içeren wep sayfalarıdır.

www : Geniş dünya ağı.
Oyun: Sitenin adının bulunduğu yerdir.

.Com : Site türünü belirler

.tr : Ülke kodu ( Türkiye )

6.Sınıf Müzik / Kitaptaki Bazı Müzikler / Müzik Notaları

MEB    YAYINLARI    SAYFA    14    MALATYA,
MEB    YAYINLARI    SAYFA    19    SİLİFKE'NİN    YOĞURDU 
MEB    YAYINLARI    SAYFA    22    CİLVELOY
MEB    YAYINLARI    SAYFA    26    SÜT İÇTİM
MEB    YAYINLARI    SAYFA    28    SAMANYOLU  







6.Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi / Tüm Üniteler / Ünite Özeti

Din Kültürü 6. Sınıf 1. Ünite: Peygamberlere ve İlahi Kitaplara İnanç 

Peygamber ve Peygamberlere İman

Peygamber: Allahü Teala'nın emirlerini, yasaklarını, mesajlarını insanlara açıklayıp öğretmek amacıyla insanlar arasından seçip görevlendirdiği mübarek kişilerdir.
Resul: Allah'ın kendilerine ilahi kitap gönderdiği peygamberler.




Nebi: Allah'ın kendilerine ilahi kitap göndermediği, kendinden önce gönderilen kitabın hükümlerini devam ettiren peygamberler.
Vahiy: Allah'ın peygamberlere mesaj göndermesi.

    Yüce Allah, ilk insan topluluklarından başlayarak son peygamber Hz. Muhammed'e (s.a.v.) kadar her topluma peygamber veya peygamberler görevlendirmiştir. "Andolsun ki biz, ... her millete bir peygamber gönderdik..." (Nahl suresi, 36. ayet)
     Peygamberlere inanmak,İslam Dininin İnanç Esasları'ndan birisidir.

Kur'an-ı Kerim'de adı geçen peygamberler:

     Hz. Adem                                   Hz. İshak                                       Hz. Eyyub
     Hz. İdris                                      Hz. Yakup                                     Hz. Zülkifl
     Hz. Nuh                                      Hz. Yusuf                                       Hz. Yunus
     Hz. Hud                                      Hz. Şuayb                                      Hz. İlyas
     Hz. Salih                                     Hz. Musa                                       Hz. Elyesa
     Hz. Lut                                       Hz. Harun                                       Hz. Zekeriya
     Hz. İbrahim                                 Hz. Davud                                      Hz. Yahya
     Hz. İsmail                                    Hz. Süleyman                                 Hz. İsa

                                             Hz. Muhammed (s.a.v.)

Kur'an'da Lokman, Zülkarneyn ve Üzeyr isminde üç mübarek kişiden bahsedilir. Ancak bunların peygamber olup olmadıkları açıkça belirtilmemiştir.

Allah insanlara peygamber göndermeseydi ne olurdu?
     Yüce Rabbimiz eğer insanlara peygamber göndermeseydi, insanlar akılları vasıtasıyla Allah'ın varlığını kavrasalar bile O'nu yeterince tanıyamaz, O'nun mesajlarını, emirlerini ve O'na nasıl ibadet edileceğini bilemezlerdi.

Peygamberlerin insanlardan seçilmesinin nedenleri:
      Allahü Teala'nın emirleri, yasakları, mesajları insanlara yöneliktir. Diğer bir ifade ile vahyin muhatabı insanlardır. Bu mesajları insanlara en iyi yine bir insan açıklayabilir. Bir insan, başka bir insanı anlayabilir, sevincini üzüntüsünü paylaşabilir, onunla kolay iletişim kurup derdini paylaşabilir, yaşamıyla ona örnek olabilir. Bu yüzden peygamberler insanlardan seçilmişlerdir.
     Eğer peygamberler meleklerden seçilseydi, melekler sadece anlatır, örnek olamazlardı. İnsanların duygularını bilemez, onları ruhsal yönden anlayamazlardı. İnsanlar da bir meleği örnek alamazlardı.

Peygamberlerin nitelikleri (sıfatları):
Sıdk: "Doğru olmak" demektir. Peygamberler sözlerinde ve işlerinde doğru insanlardır. Asla yalan söylememiş, hile ve haksızlık yapmamışlardır.
Emanet: "Güvenilir olmak" demektir. Bütün peygamberler güvenilir insanlardır. Onlar yaşadıkları toplumda sözleriyle ve davranışlarıyla insanların güvenini kazanmışlardır.
Fetanet: "Akıllı ve zeki olmak" demektir. Peygamberler akıllı ve zeki kişilerdir. Yüce Allah'ın kendilerine verdiği bu sorumluluğu, ağır görevi yerine getirebilmeleri için çok akıllı ve zeki olmaları gerekir.
İsmet: "Günah işlemekten kaçınmak" demektir. Peygamberler gizli ve açık her türlü kötülükten ve günahtan kaçınmışlardır.
Tebliğ: "Açıklamak, bildirmek" demektir. Peygamberler Allah'tan aldıkları mesajları olduğu gibi, hiç değiştirmeden insanlara açıklayıp öğretmişlerdir.

Mucize: Allah'ın izniyle sadece Peygamberlerin yapabildiği olağanüstü işler, hareketler. Peygamberler insanların iman etmelerine yardımcı olmak ve onları ikna etmek amacıyla mucize göstermişlerdir.

Peygamberlere gelen mesajların ortak amacı:
- İnsanların Allah'a ve diğer inanç esaslarına inanmalarını (iman etmelerini) sağlamak
- İnsanların dünyada ve ahirette mutlu olmalarını sağlamak
- İnsanlara ibadetin nasıl olacağını öğretmek
- İnsanları güzel davranışlar sergilemeye yöneltmek
- İnsanların kötü davranışlardan kaçınmalarını sağlamak
- İnsanların aralarında çıkacak anlaşmazlıkları gidermek



İlahi Kitap ve İlahi Kitaplara İman

İlahi kitap: Yüce Allah'ın Peygamberler aracılığıyla insanlara gönderdiği ve içinde Allah'ın emirlerinin, yasaklarının, mesajlarının yer aldığı kitaba ilahi kitap denir.
Suhuf: Sayfalar halinde gönderilen ilahi kitaplara suhuf denir.
Vahiy: Allah'ın Peygamberlere gönderdiği mesajlara vahiy denir.

Allah niçin vahiy göndermiştir:
- İnsanların Allah'ı bilip tanımaları için
- İnsanların dünyada ve ahirette kurtuluşa ermeleri için
- İnsanların yanlış inançlara yönelmemeleri için
- İnsanların barış içinde, huzurlu, mutlu yaşamaları için
- İnsanların güzel ahlakı öğrenerek doğru davranışlar sergilemeleri için
- İnsanların Allah'a nasıl ibadet edeceklerini öğrenmeleri için

İlahi kitaplar:

Dört ilahi kitap

     Tevrat: Allah'ın Hz. Musa Peygambere ve O'nun aracılığıyla Yahudilere gönderdiği kutsal kitaptır. Tevratın dili İbranicedir. Tevratta Hz. Musa'nın ve geçmiş Peygamberlerin hayatı hakkında bilgiler, İsrailoğullarının başından geçenler ve çeşitli öğütler yer alır.
     Zebur: Allah'ın Hz. Davud Peygambere gönderdiği kutsal kitaptır. Dili İbranicedir. İçinde daha çok dualar, ilahiler, hikmetli sözler vardır.
     İncil: Allah'ın Hz. İsa Peygambere gönderdiği kutsal kitaptır. İncil'de Hz. İsa'nın hayatı hakkında bilgiler, ahlaki öğütler yer alır. Günümüz İncil'i Matta, Markos, Luka, Yuhanna olmak üzere dört bölümdür.
     Kur'an-ı Kerim: Allah'ın son peygamber Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ve O'nun aracılığıyla tüm insanlara gönderdiği son kutsal kitaptır. Kur'an evrenseldir ve dili Arapça'dır. 610 yılı Ramazan ayında indirilmeye başlanmıştır. 114 sure ve 6666 ayetten oluşur.
     Kur'an'da iman, ibadet, ahlak, geçmiş peygamberlere ve toplumlara ait bilgiler, sosyal hayata ilişkin hükümler, insan, evren ve diğer varlıklar hakkında bilgiler yer alır.
     Kur'an Hz. Ebu Bekir zamanında kitap haline geçirilmiştir. Bu ilk Kur'an kitabına "mushaf" denir.

Suhuflar

     Hz. Adem (a.s.)        10 sayfa
     Hz. Şît (a.s.)              50 sayfa
     Hz. İdris (a.s.)          30 sayfa
     Hz. İbrahim (a.s.)    10 sayfa 


Din Kültürü 6. Sınıf 2. Ünite: Namaz İbadeti  

Namaz nedir: Namaz kelimesinin Kur'an'daki karşılığı "salat" kelimesidir. Namaz; tekbir, kıyam, rüku, secde, oturuş ve selam bölümlerinden oluşan, günde beş vakit yerine getirilmesi  Allah tarafından emredilen bir ibadettir. Namaz kılmak farzdır.
Namaz niçin kılınır: Allah'ın emri olduğu için, Allah'ın rızasını kazanmak için, sevap kazanmak için, Allah'ın verdiği nimetlere teşekkür etmek için kılınır.



Kimler namaz kılmakla sorumludur:
     - Müslüman
     - Akıllı
     - Ergenlik çağına ulaşmış herkes namaz kılmakla mükelleftir.

"... Şüphesiz namaz, müminlere vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisa suresi, 103. ayet)


NAMAZIN ŞARTLARI

Namazın hazırlık şartları (dışındaki farzlar):

1- Hadesten taharet: Abdest veya gusül abdesti almak

2- Necasetten taharet: Namaz kılınacak yerin ve elbiselerin temiz olması

3- Setr-i avret: Namazda örtülmesi gereken yerleri örtmek

4- İstikbal-i kıble: Namazda kıbleye doğru yönelmek

5- Vakit: Kılacağımız namazın vaktinin girmiş olması

6- Niyet: Kılacağımız namaza niyet etmek. Örnek: Tek başımıza namaz kılarken "Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının farzını kılmaya." Cemaat halinde kılarken "Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının farzını kılmaya, uydum imama."


Namazın kılınış şartları (içindeki farzlar):

1- İftitah tekbiri: Başlangıç tekbiri. Namaza "Allahü ekber" diyerek başlamak

2- Kıyam: Namazda ayakta durmak

3- Kıraat: Namazda ayaktayken Kur'an'dan birkaç ayet veya bir sure okumak

4- Rüku: Kıyamdan sonra elleri dizlere koyup eğilmek

5- Secde: Rükudan sonra yere kapanmak (elleri, dizleri, alnı ve burnu yere koymak ve arka arkaya iki defa secde yapmak)

6- Kade-i ahire: Namazın sonunda "tahiyyat" duası okuyacak kadar oturmak.



ABDEST

     Abdest, vücudumuzun belirli organlarını usulüne uygun olarak yıkamak ve başımızı mesh etmek suretiyle yapılan temizlik niteliğinde bir ibadettir. Abdest almak, namaza hazırlık (namazın dışındaki) şartlarındandır.

     "Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı mesh edip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın..." (Maide suresi, 6. ayet)

Abdestin farzları:
     - Yüzü yıkamak
     - Kolları dirseklerle beraber yıkamak
     - Başımızın dörtte birini ıslak elle mesh etmek
     - Ayakları topuklarla birlikte yıkamak 

Abdestin alınışı:
     - Önce euzü-besmele çekilir (Euzübillahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.)
     - Niyet edilir (Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya)
     - Eller bileklere kadar üç kez yıkanır
     - Ağız ve burun üç kez yıkanır
     - Yüz, üç kez yıkanır
     - Önce sağ kol, sonra sol kol dirseklerle beraber üç kez yıkanır
     - Başımızın dörtte biri ıslak elle mesh edilir
     - Kulaklar temizlenir ve boyun mesh edilir
     - Önce sağ ayak, sonra sol ayak topuklarla birlikte üç kez yıkanır

Abdesti bozan durumlar:
     - Tuvalet ihtiyacını gidermek
     - Yellenmek
     - Kusmak
     - Uyumak veya bayılmak
     - Vücuttan kan, irin vb çıkması



BOY ABDESTİ (gusül) 

Boy abdesti: Euzü besmele ve niyet ederek vüdumuzu hiç kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak.

"Eğer cünüp oldunuz ise boy abdesti alın..." (Maide suresi, 6. ayet)
Boy abdesti niçin alınır: Boy abdesti akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış kişilere ait bazı özel durumlarda, maddi ve manevi kirlerden temizlenmek amacıyla alınır. Bu durumlarda gusül abdesti almak Allah'ın bir emridir. Bunun dışında cuma ve bayram gibi özel günlerde de boy abdesti almak Peygamber Efendimizin bir sünneti olup çok sevaptır.

Boy abdestinin farzları: 
     1- Ağzı temizlemek
     2- Burnu temizlemek
     3- Bütün vücudu kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak

Boy abdestinin alınışı: 
1- Euzü besmele çekilir
2- Niyet edilir. "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya"
3- Ağız bol su ile temizlenir
4- Burun bol su ile temizlenir


5- Bütün vücut kuru yer kalmayacak şekilde yıkanır



TEYEMMÜM

Teyemmüm: Abdest veya gusül abdesti için su bulunamadığı ya da suyun kullanıma elverişli olmadığı durumlarda toprak ile alınan abdesttir. Bu, toprak cinsinden bir şey de olabilir.

"...Su bulamadığınız zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin..." (Nisa suresi, 43. ayet)

Teyemmümün farzları: 
     1- Niyet etmek
     2- Elleri toprağa sürüp yüzü meshetmek, tekrar elleri toprağa sürüp kolları meshetmek

Teyemmüm nasıl alınır: 

1- Önce euzü besmele çekilir.

2- Ardından niyet edilir. "Niyet ettim Allah rızası için teyemmüm almaya"

3- Eller toprağa vurulur.

4- Eller toprağa vurulduktan sonra silkelenir ve yüze sürülür

5- Eller tekrar toprağa vurulur.

6- Eller toprağa vurulduktan sonra silkelenir, önce sağ kol, sonra da sol kol mesh edilir.






NAMAZA ÇAĞRI: EZAN VE KAMET

Ezan: Namaz vakitlerinin girdiğini Müslümanlara duyurmak için yapılan çağrıya ezan denir.

Müezzin: Günde beş vakit ezan okuyan cami görevlisine denir.

İlk ezan: Medine'ye hicretten sonra Müslümanlar ibadetlerini daha kolay ve rahat yapmaya başladılar. Müslüman olanların sayısı da gittikçe çoğaldı. Namaz vakitlerinde Müslümanları mescide çağırmakta sıkıntı yaşanıyordu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz sahabelerini toplayarak bu konuyu istişare etti. Bazı sahabeler çan çalınmasını, bazıları boru öttürülmesini, bazıları da ateş yakılmasını teklif ettiler. Ancak Peygamberimiz "Hıristiyan, Yahudi ve Mecusi adetidir" diyerek bu tekliflere karşı geldi. Bayrak dikme teklifi de gece görünmeyeceği için kabul edilmedi. O gece sahabeden Abdullah bin Zeyd'e rüyasında melek tarafından ezan öğretildi. Aynı rüyayı veya benzerini Hz. Ömer ve diğer bazı sahabeler de gördüler. Durum Peygamberimize anlatıldı. Peygamberimiz Abdullah bin Zeyd'e "Gördüğünü Bilal'e öğret. Ezanı o okusun. Onun sesi seninkinden gürdür." buyurdu. Namaz vakti gelince Hz. Bilal Medine'nin en yüksek noktasına çıkarak gür sesiyle ilk ezanı okudu.


Ezanın okunuşu 

Allahü ekber  Allahü Ekber
Allahü ekber  Allahü Ekber

Eşhedü en lâ ilâhe illallah
Eşhedü en lâ ilâhe illallah

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah

Hayye ales salâh
Hayye ales salâh

Hayye alel felâh
Hayye alel felâh

Essalâtü hayrün minen nevm
Essalâtü hayrün minen nevm
(Bu kısım sadece sabah ezanında söylenir) 

Allahü Ekber
Allahü Ekber

Lâ ilâhe illallah.


Ezanın Türkçe anlamı 

Allah en büyüktür

Ben şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur

Ben şahitlik ederim ki Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah'ın elçisidir

Haydi namaza

Haydi kurtuluşa

Namaz uykudan hayırlıdır
(Bu kısım sadece sabah ezanında söylenir) 

Allah en büyüktür

Allah'tan başka ilah yoktur.


Kamet: Tek başımıza veya cemaatle namaz kılarken farz namazlardan önce okunan kamet, bir kaç fark dışında ezan gibidir. Kamet ezana göre daha hızlı okunur. Ayrıca ezandaki "hayye alel felah" cümlesinden sonra iki kez "kad kâmetis salâh (namaz başladı)" ifadesi eklenir. Bu farklar dışında kametin metni aynı ezan gibidir. Cemaatle kılınan namazlarda kameti müezzin okur.


NAMAZIN KILINIŞI (tıklayın)

GÜNLÜK NAMAZLARIN KILINIŞI (sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı, vitir) tıklayın




CEMAATLE NAMAZ


Konuyla ilgili kavramlar 

İmam: Cemaate namaz kıldıran kişi.

Cemaat: İmama uyup topluca namaz kılan kişiler.

Mihrap: İmamın namaz kıldırırken camide durduğu yer.

     Cemaat topluluk demektir. Dinimizde bazı namazlar mutlaka cemaatle (topluca) kılınır. Cuma namazı, bayram namazı ve cenaze namazı cemaatle kılınması gereken namazlardır. Günlük kılınması
gereken beş vakit namaz ve Ramazan ayında kılınan teravih namazı tek başına da kılınabilir, cemaatle de kılınabilir. Ancak Peygamber Efendimiz cemaatle kılmayı teşvik etmiştir. Çünkü cemaatle kılına namaz, tek başına kılınan namazdan 27 kat daha fazla sevaptır.
     Beş vakit namazın sadece farzları cemaatle kılınır. Sünnetleri tek başına kılınır. Cemaatle namaz kılmak isteyen bir kişi, kılacağı namazın niyetinin son kısmına "uydum imama" ifadesini ekler. "Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının farzını kılmaya, uydum imama."
     Cemaatle kılınan namazın baş tarafında yetişemeyen kimse, yetiştiği yerden imama uyar. İmam selam verip namazı bitirince kişi sadece sağa selam verip ayağa kalkar. Kılamadığı (yetişemediği) bölümleri tek başına tamamlar.
     İmama uyan kişi tekbir alındıktan sonra sadece sübhaneke duasını oku. Fatiha ve ek sureyi okumaz. Diğer rekatlarda da hiçbir sure okumaz. Ancak oturuşlarda et-tahiyyatü ve diğer duaları okur. Rüku ve secdelerde tesbihleri söyler.



CUMA NAMAZI

"Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman hemen Allah'ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (cuma suresi, 9. ayet)

     Cuma namazı farz bir namazdır. Haftada bir kez, cuma günü öğle vaktinde cemaatle kılınır. Cuma namazı kılındığı zaman ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur.

Cuma namazı kimlere farzdır:
     - Müslüman
     - Akıllı
     - Ergenlik çağına girmiş
     - Hür olan (esir olmayan)
     - Yolcu olmayan
     - Hasta olmayan kişilere farzdır.

     Cuma namazında hutbeyi dinlemek farzdır.

Hutbe: Cuma namazında imamın minbere çıkıp Müslümanlara dini ve sosyal konularda bilgi ve öğüt verici konuşma yapması.

Cuma namazının bölümleri:

     4 rekat              cumanın ilk sünneti
 
     2 rekat              cumanın farzı

     4 rekat              cumanın son sünneti

     4 rekat              zühr-i ahir

     2 rekat              vaktin son sünneti

Cuma namazının kılınışı:

- Cuma namazı başlamadan önce müezzin minareden salâ okur.
- Camiye girildikten sonra ilk olarak tek başına cumanın ilk sünneti kılınır.
- Ardından müezzin cami içinde ezan okur, buna iç ezan denir.
- Sonra imam minbere çıkar, hutbe okur.
- Hutbeden sonra imama uyulur, cemaat halinde iki rekat cumanın farzı kılınır.
- Sonra dört rekat cumanın son sünneti, 4 rekat zühr-i ahir namazı, iki rekat vaktin son sünneti kılınır.
- Tesbih çekilir, dua edilir ve cuma namazı bitirilir.



BAYRAM, CENAZE, TERAVİH NAMAZLARI

Bayram Namazı 

- Bayram namazı, Ramazan ve Kurban Bayramlarında olmak üzere yılda iki defa kılınır.
- Bayram namazını kılmak vaciptir.
- Bayram namazı, bayramın birinci günü güneş doğduktan kırk beş dakika sonra kılınır.
- Bayram namazı cemaatle kılınır.


     Bayram namazının kılınışı:
- Önce niyet edilir. "Niyet ettim Allah rızası için bayram namazını kılmaya, uydum imama." 
- "Allahü ekber" denilerek başlama tekbiri alınır.
- Cemaat içinden sübhaneke duasını okur.
- Sonra imamla birlikte eller kaldırılarak üç kez tekbir alınır. İlk iki tekbirde eller yana bırakılır.
- Üçüncü tekbirde eller bağlanır.
- İmam fatiha suresini ve zamm-ı sureyi okur.
- Rükuya gidilir.
- Secde yapılır.
- İkinci rekata kalkılır.
- İmam fatiha ve zamm-ı sureyi okur.
- Ardından eller kaldırılarak üç defa tekbir alınır. Her defasında eller yana bırakılır.
- Dördüncü tekbirde eller kaldırılmadan rükuya gidilir.
- Secde yapılır.
- Son oturuş yapılır ve selam verilir.
- Namazdan sonra imam minbere çıkar ve hutbe okur.
- En son dua edilir ve topluca bayramlaşma yapılır.


Cenaze Namazı 

- Vefat eden Müslümanın ardından kılınan namazdır.
- Cenaze namazı farz-ı kifayedir. Yani bir grup Müslüman kılınca diğerlerinden yükümlülük kalkmış olur.
- Cenaze namazı cemaatle kılınır.
- Eğer vefat eden kişinin cenaze namazını hiç kimse kılmazsa o beldedeki bütün Müslümanlar bundan sorumlu olur.

     Cenaze namazının kılınışı: 
- Önce niyet edilir, imama uyulur. Niyet, vefat eden kişinin erkek, kadın veya çocuk oluşuna göre değişir.
- Başlama tekbiri alınır ve eller bağlanır.
- Herkes içinden "sübhaneke" duasını "ve celle senâüke" kısmıyla birlikte okur.
- İmam ellerini kaldırmadan yüksek sesle tekbir alır.
- Herkes içinden "salli-barik" dualarını okur.
- İmam ellerini kaldırmadan yüksek sesle tekbir alır.
- Herkes içinden cenaze duasını okur. Bilmeyenler "fatiha" suresini okur.
- İmam dördüncü defa tekbir aldıktan sonra selam verilir, namaz bitirilir.
- Dua edilir, vefat eden kişi için helallik alınır ve cenaze defnedilir.


Teravih Namazı 

- Teravih namazı Ramazan ayında, yatsı namazı ile vitir namazı arasında kılınır.
- Teravih namazını kılmak sünnettir.
- Teravih namazı tek başına veya cemaatle kılınır. Cemaatle kılmak daha sevaptır.

     Teravih namazının kılınışı: 
- Yatsı namazı kılındıktan sonra, vitir namazından önce müezzinin çağrısıyla ayağa kalkılır.
- Teravih namazına niyet edilir. "Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya." 
- İki veya dört rekatta bir selam verilerek toplam yirmi rekat kılınır.
- İkişer rekat kılınırsa sabah namazının sünneti gibi, dörder rekat kılınırsa yatsı namazının sünneti gibi kılınır.
- Her selamdan sonra topluca Peygamberimize salâvat okunur.
- Teravih bitince vitir namazına geçilir.


Namazın insana kazandırdıkları:

"Namazlarında huşu içinde olan müminler kurtuluşa ermiştir." (Mü'minûn suresi, 1.-2. ayetler)

"Kendisini kötülüklerden arındıran, Rabb'inin adını anıp namaz kılan, mutluluğa ermiştir." (A'lâ suresi, 14.-15. ayetler)

"(Resulüm!) Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, çirkin ve kötü işlerden alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebut suresi, 45. ayet)


- Namaz, insanı Allah'a yaklaştırır.

- Namaz, insanın kalbine huzur verir.

- Namaz, insanı kötü davranışlardan uzaklaştırır.

- Cemaatle kılınan namaz, toplum içinde birlikteliği, yardımlaşmayı, dayanışmayı geliştirir.

- Namaz, insanı temizliğe alıştırır.



- Namaz, insanın hayatını düzene koyar.

- Namaz, insana zamanı iyi kullanmayı öğretir. 


Namazı bozan durumlar:

- Konuşmak, gülmek
- Ağlamak (eğer Allah korkusuyla olursa bozmaz)
- Bir şey yiyip içmek,
- Bayılmak, delirmek
- Yürümek, vücudunu bir tarafa döndürmek
- Namazın farzlarından birini terketmek
- Namazdayken abdestin bozulması
- Namazda kıbleden başka bir tarafa yönelmek 

Din Kültürü 6. Sınıf 3. Ünite: Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) 

İslamiyet doğmadan önce Arap yarımadası başta olmak üzere dünyanın bir çok yerinde zulümler ve haksızlıklar yaşanıyordu. Arap yarımadasında kabile savaşları, kan davaları vardı. Zengin ve güçlü olanlar, fakirleri eziyorlardı. Toplumda kölelik vardı. Kadınlara değer verilmiyordu. İnsanların çoğu taşlardan yaptıkları heykellere ve putlara tapıyorlardı. Hz. Muhammed bütün bu adaletsizliklere çok üzülüyordu. Bu sebeple...



HZ. MUHAMMED'İN (S.A.V.) ÇAĞRISI: MEKKE DÖNEMİ 

     İslamiyet doğmadan önce Arap yarımadası başta olmak üzere dünyanın bir çok yerinde zulümler ve haksızlıklar yaşanıyordu. Arap yarımadasında kabile savaşları, kan davaları vardı. Zengin ve güçlü olanlar, fakirleri eziyorlardı. Toplumda kölelik vardı. Kadınlara değer verilmiyordu. İnsanların çoğu taşlardan yaptıkları heykellere ve putlara tapıyorlardı. Hz. Muhammed bütün bu adaletsizliklere çok üzülüyordu. Bu sebeple 40'lı yaşlarına yaklaşırken yalnız kalmak ve tefekkür etmek amacıyla sık sık Mekke yakınlarındaki Nur dağında bulunan Hira mağarasına gitmeye başladı. Bu mağarada yalnız başına günlerce kalıyor, Allah'ın büyüklüğünü düşünüyor, O'na ibadet ediyor, toplumun içinde bulunduğu kötü durumu düşünüp üzülüyordu.

İLK VAHİY: YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU 

İlk vahiy: 610 yılının Ramazan ayında Hira Mağarası'nda Cebrail meleği Peygamberimize Allah'ın ilk vahiylerini getirdi. Hz. Muhammed mağarada düşüncelere dalmışken Cebrail (a.s.) geldi ve O'na
          - "Oku!" dedi.
Peygamberimiz korku ve endişe içinde,
          - "Ben okuma bilmem!" dedi.
Cebrail (a.s.) ikinci kez,
          - "Oku!" dedi.
Peygamberimiz yine,
          - "Ben okuma bilmem!" dedi.
Bunun üzerine Cebrail üçüncü kez aynı isteği tekrarlayınca Peygamberimiz,
          - "Ne okuyayım?" diye sordu.
O zaman Cebrail, Alak suresinin ilk beş ayetini O'na okudu.
     "Oku! Yaratan Rabb'inin adıyla oku. O insanı 'alak'tan yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini öğreten, kalemle yazmayı öğreten Rabb'in en büyük kerem(cömertlik) sahibidir." (Alak suresi, 1.-5. ayetler)
Hz. Muhammed de kendisine okunan bu ayetleri Cebrail ile birlikte tekrar etti. Böylece Allah'tan ilk vahiyleri ve peygamberlik görevini almış oldu.
Varaka'ya danışma: Peygamberimiz yaşadığı bu olayın verdiği korku içerisinde koşarak evine gitti. Hemen yatağına yatıp eşi Hatice'ye "Beni örtün, beni örtün!" dedi. Bir süre dinlenip sakinleştikten sonra başından geçenleri eşine anlattı. Eşi O'nu "Korkma! Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Sen hep doğruyu söylersin. Eli açık ve cömertsin. Fakir ve muhtaçlara yardım eder, misafiri ağırlarsın." diyerek teselli etti. Hatice daha sonra O'nu, Tevrat ve İncil hakkında geniş bilgi sahibi olan amcasının oğlu Varaka bin Nevfel'e götürdü. Varaka Hz. Muhammed'i dikkatlice dinledikten sonra "Sen bu ümmetin peygamberi olacaksın. Sana gelen melek, Musa'ya (a.s.) gelen melektir. Kavmin sana eziyet edecek ve seni yurdundan çıkaracaklar. Şayet o günlere yetişirsem Allah için sana yardım ederim." dedi.


YAKIN ÇEVREYE ÇAĞRI

İkinci vahiy: Peygamberimize bir müddet vahiy gelmedi. Bir gün Hira Mağarası'ndan dönerken yolda Cebrail'i gördü. Korku ve endişeyle evine vardı ve yatağına girip örtündü. Bu sırada Müddessir suresinin ilk ayetleri indirildi:
     "Ey bürünüp sarınan! Kalk ve (insanları) uyar, sadece Rabb'ini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terket." 
Yakın çevreye çağrı: Bu ayetlerin gönderilmesinin ardından Peygamber Efendimiz tebliğ (uyarma) vazifesine başladı. Önce en yakınlarından başlayarak çevresindekilere İslam dinini ve kendisinin Allah'ın resulü olduğunu tebliğ etmeye başladı. O'na ilk inananlar eşi Hz. Hatice, yakın arkadaşı Hz. Ebubekir, amcası Ebu Talip'in oğlu Hz. Ali ve azat ettiği kölesi Hz. Zeyd oldu.



ÇAĞRININ YAYGINLAŞMASI 

Peygamberimiz İslam davetini üç yıl boyunca gizli bir şekilde yaptı. Bu sürede Müslümanların sayısı kırka ulaşmıştı. Peygamberliğin üçüncü yılında Cebrail meleği tekrar vahiy getirdi. Bu vahiyde Allah şöyle buyuruyordu: "Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir." Bu emir üzerine Hz. Muhammed insanları açıkça İslam'a çağırmaya başladı.
     Bir gün Safa tepesine çıkarak insanlara seslendi.
          - Ey Kureyşliler! Size, şu tepenin arkasında bir düşman var, şimdi size saldıracak desem bana inanır mısınız? diye sordu.
     Orada bulunanlar,
          - Evet, inanırız. Çünkü senin daha önce yalan söylediğini hiç duymadık, dediler.
     Bunun üzerine Peygamberimiz,
          - O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allah'a kulluk etmeyenlerin bu büyük azaba uğrayacaklarını haber veriyorum... Yemin ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Ben de Allah'ın size ve bütün insanlara gönderdiği peygamberiyim... diyerek Mekkelileri Müslüman olmaya çağırdı. Amcası Ebu Leheb "Bizi bunun için mi çağırdın?" diyerek kaba ve kırıcı sözler söyledi. Bu çağrı sonrasında ve Peygamberimizin çabalarıyla İslamiyet Mekke'de yayılmaya başladı.
Mekkelilerin Peygamberimizi vazgeçirme çabaları: İslam dininin Mekke'de yayılmaya başlaması insanları rahatsız etti. Çünkü putperestliğin ortadan kalkması demek Mekke'nin ileri gelenlerinin ekonomik olarak çöküntüye uğraması, gelir kaynaklarının kesilmesi demekti. Ayrıca sosyal düzenleri bozulacaktı. Bunun üzerine öncelikle Hz. Muhammed'e makam, mevki, para teklif ederek O'nu İslam davetinden vazgeçirmeye çalıştılar. Peygamberimiz kabul etmedi.
İşkence ve boykot dönemi: Mekkeli müşrikler İslam'ın yayılmasını önlemek için yalan ve iftiraya başvurdular. Peygamberimizle ve Müslümanlarla alay ettiler. Sonuç vermeyince kimsesiz ve fakir Müslümanlara ağır eziyetler, işkenceler yapmaya başladılar. Onlarla alışverişi kestiler, boykot uyguladılar, şehirden dışladılar.
İlk hicret, Habeşistan: Mekkeli müşriklerin işkence ve baskıları dayanılmaz hale gelince Müslümanlardan bir grup Cafer-i Tayyar başkanlığında Habeşistan'a göç etti (615-616).
Hüzün yılı: Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberliğin onuncu yılında en büyük destekçilerinden olan amcası Ebu Talip ile eşi Hz. Hatice'yi kaybetti. Bu iki değerli insanın vefatı dolayısıyla Peygamberimiz çok üzüldü ve bu seneye "hüzün yılı" adı verildi.
Taif yolculuğu: Hz. Muhammed her türlü olumsuzluğa rağmen İslam'ı tebliğ etmeye devam ediyordu. 620 yılında Taif'e giderek oradaki insanları Allah'ın dinine çağırmak istedi. Ancak Taifliler O'na çok kötü davrandılar. Taşlayarak şehirden kovdular.


HİCRET

Akabe biatları: Peygamberimiz şehir dışından Mekke'ye gelen yabancılara da İslam'ı tebliğ ediyordu. Peygamberliğin on birinci yılında, hac görevi için Medine'den gelen altı kişi ile Mekke'nin Akabe bölgesinde görüşüp onları Müslüman olmaya çağırdı. Onlar da bu daveti kabul edip Müslüman oldular (621) ve ertesi yıl aynı yerde görüşmek üzere sözleşip Medine'ye döndüler.  Bu insanlar Medine'de İslam'ı anlattılar ve çok kişinin Müslüman olmalarını sağladılar. Bir sonraki yıl daha kalabalık bir grupla Mekke'ye gelip Peygamberimize bağlılıklarını bildirdiler (622). Peygamberimizin Medinelilerle yaptığı bu iki görüşmeye Akabe biatları denir. Medineliler bu görüşmelerde Peygamberimizin ve Müslümanların Mekke'de uğradıkları eziyetleri, işkenceleri, baskıları görüp onları Medine'ye davet ettiler. Medine'de Hz. Muhammed'i ve Mekke'den gelen Müslümanları her şartta ve her durumda koruyacaklarına söz verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz isteyen Müslümanların Medine'ye göçebileceklerini söyledi. Bunun üzerine bazı Müslümanlar Medine'ye göç ettiler. Medine'de İslamiyet hızla yayılmaya başladı.

Suikast girişimi: Akabe biatlarından sonra Müslümanların çoğu gizlice Medine'ye göç ettiler. Geride ise Peygamber Efendimiz, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve birkaç Müslüman kalmıştı. Hicret haberini duyan müşrikler İslam'ın yayılmasının önüne geçemeyeceklerini anlayınca Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler. Gece Peygamberimizin evinin etrafını sarıp beklemeye başladılar. Sabah olunca Hz. Muhammed hâlâ evden çıkmayınca eve girdiler ve evde sadece Hz. Ali'yi buldular. Hz. Ali o zamanlar daha çocuktu. 



Hicret: O sırada Hz. Muhammed Allah'ın yardımıyla suikastçılara görünmeden evden çıkmış, Hz. Ebu Bekir ile hicret yolculuğuna başlamıştı. Hz. Ali ise Peygamberimizin bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra yola çıktı ve Medine yakınlarındaki Kuba köyünde onlara yetişti. Peygamberimiz ve beraberindekiler 24 eylül 622 tarihinde Medine'ye vardılar. Medineliler onları büyük bir sevinçle karşıladı.

Hicretin İslam tarihindeki sonuçları:
1- 23 yıllık peygamberliğin Mekke dönemi sona ermiş, Medine dönemi başlamıştır.
2- Müslümanlar Mekkeli müşriklerin baskılarından kurtulmuşlardır.
3- Peygamberimiz Medine'de İslam'ı anlatabileceği özgür bir ortama kavuştu ve İslam dini daha hızlı yayıldı.
4- Bu kentin "Yesrib" olan adı "Medine" olarak değişmiştir.
5- Hicret, Hz. Ömer zamanında hicri takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Konuyla ilgili kavramlar:
Muhacir: İslamiyet uğruna her şeylerini Mekke'de bırakıp Medine'ye göç eden Müslümanlara denir.
Ensar: Medine'de onları karşılayan ve her şeylerini onlarla paylaşan Müslümanlara denir.


HZ. MUHAMMED'İN (S.A.V.) ÇAĞRISI: MEDİNE DÖNEMİ 

Hicretin İslam tarihindeki sonuçları:
1- 23 yıllık peygamberliğin Mekke dönemi sona ermiş, Medine dönemi başlamıştır.
2- Müslümanlar Mekkeli müşriklerin baskılarından kurtulmuşlardır.
3- Peygamberimiz Medine'de İslam'ı anlatabileceği özgür bir ortama kavuştu ve İslam dini daha hızlı yayıldı.
4- Bu kentin "Yesrib" olan adı "Medine" olarak değişmiştir.
5- Hicret, Hz. Ömer zamanında hicri takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Konuyla ilgili kavramlar:
Muhacir: İslamiyet uğruna her şeylerini Mekke'de bırakıp Medine'ye göç eden Müslümanlara denir.
Ensar: Medine'de onları karşılayan ve her şeylerini onlarla paylaşan Müslümanlara denir.

PEYGAMBER MESCİDİ (MESCİD-İ NEBİ) - EĞİTİM ÖĞRETİM ETKİNLİKLERİ

Mescid-i Nebî: Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret ettiğinde ilk önce bir mescit yaptırdı. Bu mescide Mescid-i Nebî adı verildi. Burası sadece namaz kılınan bir yer olmayıp çok amaçlı bir kurum görevi görüyordu.

Mescid-i Nebinin işlevi:
     - Hz. Muhammed her fırsatta Müslümanları burada toplayıp onlara İslam'ın ilkelerini anlatıyordu.      - Özellikle namazlardan sonra bir müddet mescidde kalıp Müslümanlara nasihat ediyordu.
     - Medine dışından gelen misafirleri, yabancı ülke temsilcilerini burada ağırlıyor, onları İslam'a davet ediyordu.

Eğitim-Öğretim etkinlikleri: Peygamberimiz Mescid-i Nebi'nin bitişiğine Suffe adı verilen odalar yaptırdı. Burada yoksul, kimsesiz, yetim kişileri barındırdı. Ayrıca bizzat onlara öğretmenlik yaptı. Onları birer İslam alimi olarak yetiştirip başka şehirlere, topluluklara Müslümanlığı anlatmak için gönderdi.



TOPLUMSAL BARIŞIN KURULMASI

Peygamber Efendimiz Medine'ye geldikten sonra bu şehirde yaşayan insanlar ve farklı dini gruplar arasında toplumsal barışın sağlanması için bazı çalışmalar yaptı.

1- Mekke'den gelen muhacirlerden her birini, Medineli ensardan biri ile kardeş ilan etti. Kendisine de Hz. Ali'yi kardeş seçti.

2- Yıllardır birbirleriyle çatışma halinde olan Evs ve Hazreç kabilelerini barıştırdı.

3- Medine'de yaşayan tüm dinî gruplarla (Müslümanlar, müşrik Arap kabileleri, Yahudiler) "Medine Sözleşmesi" anlaşmasını yaptı. Buna göre herkes Medine'yi dış saldırılara karşı beraberce savunacak, Medine'de özgür bir ortam olacaktı.

Medine sözleşmesinin bazı maddeleri:
     - Müslümanlarla Yahudiler barış içinde yaşayacaklar.
     - Yahudiler kendi dinlerinde serbest olacaklar.
     - Dışarıdan bir saldırı olursa Medine birlikte savunulacak.
     - Müslümanlarla Yahudiler arasında herhangi bir anlaşmazlık çıkarsa Hz. Muhammed hakem kabul edilecek.
     - İki taraftan biri, üçüncü bir tarafla savaşırsa diğer taraf yardımcı olacak.


HUDEYBİYE ANTLAŞMASI VE MEKKE'NİN FETHİ 

 İslam dininin Medine'de hızla yayılması Mekkelileri endişelendirdi. Çünkü bir gün Müslümanların Mekke'yi ele geçirmelerinden korktular. Müslümanların güçlenmelerini önlemek için hazırlık yapmaya başladılar.
     Bedir Savaşı (624): Mekkeliler hicretten sonra Müslümanların Mekke'de geride kalan eşyalarını yağmaladılar. Bunun üzerine Peygamberimiz Medine'den geçmesi planlanan bir Mekke kervanının yolunu kesmeye karar verdi. Bu haberi alan Mekkeli müşrikler bir ordu hazırladılar ve Medine'ye doğru yola çıktılar. Müslümanlar 300 kadar, Mekkeliler ise 1000 kadardı. Müslümanlar ile Mekkeli müşrikler 624 yılında Bedir kuyuları yanında karşılaştılar ve savaşı Müslümanlar kazandı. Peygamberimiz Bedir savaşında esir aldığı müşrikleri, her biri on Müslümana okuma-yazma öğretmek şartıyla serbest bıraktı.
     Uhud Savaşı (625): Mekkeli müşrikler Bedir'in intikamını almak amacıyla 625 yılında Medine'ye doğru 3000 kişilik bir orduyla harekete geçtiler. Peygamberimiz onları 700 kişilik İslam ordusuyla Uhut'ta karşıladı. Hz. Muhammed kritik bir yer olan Uhut dağı eteklerine elli okçu yerleştirdi ve onlara "Asla yerinizi terk etmeyin" dedi. Savaşın ilk aşamasında Müslümanlar müşrikleri bozguna uğratınca okçular savaşı kazandık diye yerlerini terk ettiler. Bu durumu fırsat bilen düşman atlı birlikleri dağın arkasından dolanıp Müslümanları araya sıkıştırdılar. Bu savaşta müşrikler 23 ölü, Müslümanlar 70 şehit verdi. Peygamberimizin amcası Hz. Hamza da şehitler arasındaydı. Hz. Muhammed de bu savaşta yaralandı. Bu savaşta okçuların yerlerini terk etmeleri, Peygamberimizin sözüne uymanın ne kadar önemli olduğu konusunda Müslümanlara bir ders oldu.
     Hendek Savaşı (627): Uhud Savaşında istediklerini tam olarak elde edemeyen Mekkeli müşrikler yaklaşık 12000 kişilik bir orduyla 627 yılında tekrar Medine'ye doğru yola çıktılar. Bunu haber alan Peygamberimiz, arkadaşlarıyla durumu görüşüp savunma amacıyla Medine şehrinin etrafına geniş ve derin bir hendek kazdırdı. Hendeği görünce şaşıran müşrikler yaklaşık bir ay kuşatma yaptılar. Sonunda askerin morali kırıldı ve müşrikler Mekke'ye dönmek zorunda kaldılar. Bu savaştan sonra Mekkeliler bir daha Müslümanlara saldırma cesaretini gösteremediler.
     Hudeybiye Antlaşması (628): Peygamberimiz hicretin altıncı yılında Kabe'yi ziyaret etmek amacıyla 1500 Müslümanla Medine'den yola çıktı. Bunu haber alan müşrikler onları engellemeye çalıştılar. Bunun üzerine Hudeybiye denilen yerde iki taraf arasında bir anlaşma imzalandı. Hudeybiye Antlaşması, Mekkelilerin Müslümanları resmen tanıdıkları ilk antlaşma oldu. Bu antlaşmayla sağlanan barış ortamında birçok Arap kabilesi Müslüman oldu. Ayrıca Peygamberimiz Bizans, İran, Mısır ve Habeşistan ülkelerinin hükümdarlarına elçilerle İslam'a davet mektupları yolladı.
     Hudeybiye antlaşmasının maddeleri:
     - Müslümanlar Kabe'yi ancak ertesi yıl ziyaret edebilecekler, yalnız orada üç günden fazla kalamayacaklardı.
     - İki taraf birbiriyle on yıl savaşmayacaktı.
     - Mekkeli bir kimse İslam'ı kabul edip Medine'ye sığınırsa iade edilecek, Medineli bir Müslüman Mekke'ye sığınırsa geri verilmeyecekti.
     Mekke'nin fethi (630): Hudeybiye antlaşmasından iki yıl sonra Mekkeli müşrikler antlaşmayı bozdular. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Mekke'yi fethetmek üzere 10.000 kişilik bir orduyla yola çıktı. Müşrikler karşı koymadan ve önemli bir çatışma olmadan Mekke 630 yılında Müslümanlar tarafından fethedildi.
     Hz. Muhammed (s.a.v.) Kabe'yi putlardan temizletti ve orada Allah'a şükür için namaz kıldı. Ardından Mekkelilere bir konuşma yaptı. Artık düşmanlıkların, kavgaların sona erdiğini, gerçek üstünlüğün takvada olduğunu söyleyip genel af ilan etti ve herkesi bağışladı. Bu tutum karşısında Mekkelilerin büyük bir kısmı İslam'ı kabul etti.



VEDA HUTBESİ

"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.  İnsanlar! Bugünleriniz nasıl  mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.
Ashabım!  Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O da sizi yaptıklarınızdan  dolayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.
Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin  anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.
Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası  Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.
Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen  ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.
Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç   şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur'an-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir.
Mü'minler!  Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman'ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar  kardeştirler. Bir Müslüman'a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.
Ey insanlar!  Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan  hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.
Ey insanlar!  Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında  en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.  Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine  suçlanamaz.
Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
-  Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.
-  Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.
-  Zina etmeyeceksiniz.
-  Hırsızlık yapmayacaksınız.
İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? "
Sahabe-i Kiram hep birden şöyle dediler:
"Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şehadet ederiz!"
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:

"Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! "  



HZ. MUHAMMED'İN (S.A.V.) VEFATI 

Hz. Muhammed Veda Haccından sonra Medine'ye döndü ve bir müddet sonra hastalandı. Rahatsızlığı iyice artınca mescide çıkamaz duruma geldi ve Hz. Ebu Bekir'e namazları kıldırmasını söyledi. Peygamber Efendimiz 8 Haziran 632 tarihinde, 63 yaşındayken Medine'de vefat etti. Hz. Muhammed'in vefatı herkesi derinden üzdü. Birçok Müslüman buna inanamadılar. Hatta Hz. Ömer, O'nun öldüğünü söyleyenlere sert tepki gösterdi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir "Ey insanlar! Muhammed'e tapan bilsin ki o ölmüştür. Allah'a inanan bilsin ki Allah bâkîdir, asla ölmez." diyerek insanları sakinleştirdi ve ardından şu ayetleri okudu: "Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim geri dönerse Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir." (Al-i İmran suresi, 144. ayet)
     Peygamberimizin cenazesi Hz. Ali tarafından yıkandı ve kefenlendi. Müslümanlar gruplar halinde O'nun cenaze namazını kıldılar. Peygamberimizin cenazesi vefat ettiği yer olan Hz. Aişe'nin odasına defnedildi. O'nun Mescid-i Nebi içerisinde yer alan kabrine Ravza-i Mutahhara (tertemiz çiçekli bahçe) denir. 

Din Kültürü 6. Sınıf 4. Ünite: Kur'an-ı Kerim'in Ana Konuları 

İnanç (itikat): İnanç konusu Kur'an'ın ana konularının en başında gelir.

İnanç: Allahü Teala'nın Peygamber Efendimiz vasıtasıyla gönderdiği ilkelerin tamamını kalbimizle doğrulamak, dilimizle bunu söylemek ve bu ilkelerin doğru olduğunu tereddüt etmeden kabul etmektir.



Tevhit: Allah'ın var ve bir olduğuna, eşinin ve benzerinin olmadığına inanmaktır.

     İslam inancının temelini tevhit oluşturur. Tevhit inancı Kur'an-ı Kerim'de en özlü ve güzel bir şekilde ihlas suresinde anlatılmıştır.

İhlas suresi: "De ki O Allah birdir. Allah samettir (Her şey O'na muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir.). O doğurmamış ve doğmamıştır. O'nun hiçbir dengi yoktur."

Kur'an'da bahsedilen altı inanç esası (İmanın şartları):
          1- Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak
          2- Meleklere inanmak
          3- Kitaplara inanmak
          4- Peygamberlere inanmak
          5- Ahiret gününe inanmak
          6- Kader ve kazaya inanmak

2- İbadet: İbadet Kur'an'da bahsedilen ana konulardan biridir.

İbadet: Allah'ın rızasını kazanmak, O'na olan sevgi, saygı ve bağlılığımızı göstermek, kulluk borcumuzu ödemek, Allah'ın verdiği nimetlere şükretmek amaçlarıyla yapılan her güzel iş ve davranışa ibadet denir.

Başlıca ibadetler: Namaz, oruç, zekat, hac.

Konuyla ilgili ayetler:
1- "Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat suresi, 56. ayet)
2- "Namazı kılın, zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin." (Nur suresi, 56. ayet)

3- Ahlak: Ahlak iyi ve güzel davranışlar sergilemektir. Ahlak kuralları insanların iyiliğini ve mutluluğunu hedefler. Din güzel ahlak demektir. Kur'an'da birçok güzel ahlaki davranışlardan bahsedilir ve bunların yapılması teşvik edilir. Kötü davranışlardan ise uzak durulması istenir.

Konuyla ilgili ayetler:
1- "Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt verir." (Nahl suresi, 90. ayet)
2- "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez..." (Lokman suresi, 18. 19. ayetler)

4- Kıssalar: Kur'an'da, geçmişte yaşamış milletler, topluluklar, Peygamberler ile ilgili anlatılan ibretlik hikayelere kıssa denir. Kur'an'da bazı Peygamberlerin hayatlarından kısaca bahsedilmiştir. Bunun amacı Allah'ın mesajlarının daha iyi anlaşılması ve insanların ders almasıdır.

Konuyla ilgili ayet: "Elbette onların kıssalarında akıl sahipleri için pek çok dersler vardır..." (Yusuf suresi, 111. ayet)

Din Kültürü 6. Sınıf 5. Ünite: İslam'ın Sakınılmasını İstediği Bazı Davranışlar 

1. Yalan söylemek ve hile yapmak

     Yalan söylemek: Allah yalan söylemeyi ve ikiyüzlü davranmayı kesinlikle yasaklamıştır. Bu konuda Kur'an'da "... Yalan sözden kaçının." (Hac suresi, 30. ayet).  buyurmaktadır. Yalancı kişi toplum tarafından sevilmez. Artık insanlar kolay kolay onun sözüne inanmazlar. "Yalancının evi yanmış da kimse inanmamış" diye bir atasözü bile vardır.

Yalancılığın en kötüsü ise yalan yere şahitlik yapmak ve yemin etmektir. Böyle durumlarda yalancı şahitlerin yüzünden haklı olan kişi haksız duruma düşer.
"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun..." (Maide suresi, 8. ayet)
"Münafığın (ikiyüzlünün)  belirtisi üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiği zaman emanete ihanet eder." Hadis-i Şerif

     Yalan söylemenin zararları:
1- Kişinin toplumdaki değerini ve güvenini azaltır
2- İnsanlar arası ilişkileri bozar
3- Toplumdaki insanların birbirine karşı saygı ve sevgisini azaltır
4- Barış, güven ve huzur ortamını zedeler

     Hile yapmak: Menfaat (çıkar) sağlamak amacıyla insanları aldatarak yapılan kötü davranışa hile denir. Hile yapmak dinimizin yasakladığı davranışlardandır. Yüce Allah Kur'an'da şöyle buyurur: "İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun." (Mutaffifin suresi, 1.-3. ayetler) Hile yapmak hem bireye hem de topluma çok büyük zararlar verir. Kimse hilekâr insanlarla dostluk kurmak, alışveriş yapmak istemez. Bu yüzden yalandan ve hileden uzak durmalıyız.
"Bizi aldatan bizden değildir." Hz. Muhammed (s.a.v.)


2. Gıybet ve iftira 

     Gıybet: Kişinin yüzüne söylediği zaman hoşuna gitmeyecek sözleri arkasından konuşmaya gıybet (dedikodu) adı verilir. Bir kişiyle alay etmek, onu çekiştirmek, ima, işaret veya hareket ile onu küçük düşürmek gıybettir. Gıybet çok kötü bir davranış olduğu için dinimizce yasaklanmıştır. "İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretleriyle alay eden her kişinin vay haline!" (Hümeze suresi, 1. ayet). Gıybet toplumda kardeşlik, arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerini zedeler. Barışı, huzuru, sevgiyi, saygıyı yok eder.

     İftira: Bir kişinin söylemediği sözü söyledi, yapmadığı şeyi yaptı demektir. Örneğin bir arkadaşımızı yapmadığı kötü bir davranıştan dolayı öğretmene şikayet etmek iftiradır. İftira çok kötü bir davranış olduğu için dinimizce yasaklanmıştır. "Kim bir hata veya günah işler de sonra onu suçsuz birinin üzerine atarsa şüphesiz büyük bir iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur." (Nisa suresi, 112. ayet) İftira kişiye ve topluma çok büyük zararlar verir. Kişiyi huzursuz eder, onurunu zedeler, haksız yere ceza almasına sebep olabilir. Toplumda insan ilişkilerine, sevgi, barış ve huzur ortamına zarar verir.

3. Hırsızlık: Bir kişinin kendisine ait olmayan malı, eşyayı veya parayı çalmasına hırsızlık denir. Hırsızlık sadece maddi değildir. Örneğin bir insanın emeğini, zamanını çalmak da bir hırsızlıktır. Bunun yanında rüşvet, yolsuzluk, hile yapmak, elektrik ve su kaçakçılığı vb de hırsızlıktır. Hırsızlığın azı, çoğu, büyüğü, küçüğü yoktur. Hırsızlığın sebepleri; eğitimsizlik, tembellik, dini hassasiyetin az olması, Allah korkusundan yoksun bir kalp sahibi olmak vb nedenlerdir. Bu sebeple eğitime büyük önem verilmelidir. Hırsızlık yapan kişinin çaldığı malı sahibine iade etmesi, onunla helalleşmesi ve Allah'a tövbe etmesi gerekir.

4. Haset etmek: Haset, başarılı bir insanı kıskanmak, onu çekememektir. Haset etmek çok kötü bir davranış olduğu için dinimizce yasaklanmıştır. "Hasetten kaçınınız. Çünkü ateşin odunu yakıp yok ettiği gibi haset de iyi işleri yok eder, bitirir." (Hz. Muhammed s.a.v.) Başarılı ve güzel ahlaklı insanları kıskanmamalı, aksine onları örnek almalıyız. Onlar gibi olmaya çalışmalıyız. Buna da gıpta etmek denir. Gıpta etmek dinimizce hoş karşılanmıştır. Müslüman gıpta eder, haset etmez.

5. Alay etmek: Dinimizin sakınılmasını istediği kötü davranışlardan biri de alay etmektir. Allah her insanı farklı farklı yaratmıştır. Bazılarının fiziksel yönden veya yetenek bakımından eksik yönleri olabilir. Bu kişilerle şaka bile olsa alay etmek çok kötü bir davranıştır ve günahtır. Bu tür davranışlar karşıdakinin onurunu zedeler. Maddi-manevi yönden ona zarar verir. Bu sebeple alay etmek dinimizce yasaklanmıştır.
"Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluk ile alay etmesin. Belki alay edilenler kendilerinden daha iyidirler..." (Hucurat suresi, 11. ayet)
Alay, hakaret vb kötü davranışlardan kaçınmalıyız. Kendimize yapılmasını istemediğimiz bir davranışı başkasına yapmamalıyız.

6. Büyüklenmek (Kibir): Kendini başkalarından üstün ve ayrıcalıklı görmek, diğer insanları küçümsemek anlamına gelen kibir, dinimizin sakınmamızı istediği kötü davranışlardan biridir. Yüce Allah Kur'an'da "Büyüklenerek insanlardan yüz çevirme. Yolda böbürlenerek yürüme. Zira Allah kendini beğenip büyüklük taslayanları sevmez." (Lokman suresi, 18. ayet) buyurmaktadır. Kibir sahibi insanlar sahip oldukları maddi imkanlarıyla övünürler ve kendilerini üstün görürler. Bir gün maddi imkanların biteceğini veya fayda vermeyeceğini düşünmezler. Kibir ilk olarak iblis tarafından sergilenmiştir. "Hani biz meleklere; Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı. Böylece kafirlerden oldu." (Bakara suresi, 34. ayet). Biz de kibirden sakınmalı, insanlar arasında ayırım yapmamalı, kimseyi küçük görmemeliyiz.

7. Kötü zanda bulunmak: Bir kişi hakkında doğru bilgiye dayanmadan yapılan olumsuz tahminlere ve görüşlere kötü zan denir. Kötü zanla hareket etmek dinimizde uygun görülmemiştir. Yüce Allah Kur'an'da şöyle buyurur: "Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bunların hepsi ondan sorumludur." (İsrâ suresi, 36. ayet) Kötü niyetli insanlar başkalarının kusurlarını, eksiklerini araştırıp öğrenmeyi çok severler. Ancak bu hiç hoş bir davranış değildir. Maddi ve manevi yönden o kişiye çok büyük zararlar verir. Müslümana yakışan her zaman iyi niyetli olmak, başkalarının eksik yönlerini gördüğümüzde kimseye duyurmadan, etrafa yaymadan o kişiyi güzelce uyarmaktır.

8. Başkalarının kusurlarını araştırmak: Dinimizin sakınılmasını istediği kötü davranışlardan biri de başkalarının kusurlarını araştırmaktır. Yüce Allah Kur'an'da "...Birbirinizin kusurlarını araştırmayın..." (Hucurat suresi, 12. ayet) buyurmaktadır. Bu konuda Peygamber Efendimizin bir hadisi de şöyledir: "Müslümanların kusurlarını örten kimsenin Allah da dünya ve ahirette ayıplarını örter." Başkalarının kusurlarını araştırmak, bu işi yapan kişiye günah kazandırır. Kusuru araştırılan kişi eğer durumu öğrenirse bu sefer tatsızlık çıkabilir ve insan ilişkileri zarar görür. Bu sebeple başkalarının kusurlarını araştırmamalı, varsa eğer önce kendi kusurumuzu düzeltmeliyiz. Çünkü herkes kendi evinin önünü süpürürse sokak tertemiz olur.

9- Anne, baba ve büyüklere saygısızlık: Dinimiz; anne, baba ve büyüklerimize karşı saygılı davranmamızı öğütlemiştir. Onlara kötü davranmamızı, saygısızlık yapmamızı yasaklamıştır."Rabb'in sadece kendisine kulluk etmenizi, anne ve babanıza da iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine 'Of!' bile deme, onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle" (İsra suresi, 23. ayet)  Annemiz, babamız ve büyüklerimiz bizim için çok emekler harcarlar. Bizi büyütüp yetiştirirken çok güçlüklere katlanırlar. Bütün bu yaptıklarından dolayı hiç karşılık beklemezler. Bu yüzden biz de onlara iyi davranmalı, gönüllerini kırmamalı, hayır dualarını almalıyız. 

Din Kültürü 6. Sınıf 6. Ünite: İslamiyet ve Türkler (Türkler ve Müslümanlık) 

1. TÜRKLERİN MÜSLÜMAN OLUŞU 

Türklerin Müslüman Araplarla ilk karşılaşmaları, M.S. 7. yüzyılda II. Halife Hz. Ömer zamanında gerçekleşti. Bu dönemde Müslüman Araplar fetihler yoluyla Türk sınırlarına kadar gelmişlerdi. Emeviler zamanında ise Araplar Maveraünnehir'e kadar ilerlediler. Burada Emeviler ve Türkler karşılaştı. Türkler İslam dinini daha yakından tanıma fırsatı buldu.

     Türklerin Araplarla iyi ilişkiler kurmaya başlaması ve İslam dinine geçişlerinin hızlanması ise Abbasiler döneminde olmuştur.
     750 yılında Emevi Devleti'ne son veren Abbasiler, bir yıl sonra Çinliler'le Talas Savaşı'nı yaptılar (751). Bu savaşta Türkler Abbasiler ile birlikte savaştılar ve böylece Çinliler yenilgiye uğratıldı. Bu savaş Türk tarihi açısından bir dönüm noktası oldu. Talas Savaşı'nda Türklerin gösterdiği büyük askeri başarılar Abbasilerin dikkatini çekti. Böylece Abbasiler ile Türkler arasında bir yakınlaşma oldu. Bu durum da Türklerin İslam dinine girmesini hızlandırdı. Türkler gruplar halinde İslamiyet'i kabul etmeye başladılar.


     Türklerin İslam dinini kabul etmesinde etkili olan faktörler:
1- Türklerin önceki inançları olan Göktanrı inancı ile İslam dini arasında birçok özellik benzerlik gösteriyordu. Örneğin Göktanrı dininde İslam'daki gibi tek tanrı inancı, cennet-cehennem, ölümden sonra yaşam, ruhun ölümsüzlüğü inançları vardı.


2- Müslüman Arapların Türk bölgelerine yaptığı fetihler, Müslüman tüccarların, alimlerin ve dervişlerin İslam dinini Türkler arasında anlatmaları ve Türkistan bölgesine giden sahabelerin tebliğ (İslam'ı yayma) faaliyetleri, Türkler arasında İslam'ın hızla yayılmasında etkili olmuştur.

3- Türklerin hayat tarzının, mizacının ve ahlak esaslarının İslam dinine yakın olması da Türkler arasında İslam'ın hızla yayılmasında etkili olmuştur.

     Türklerin kitleler halinde Müslüman olması 9. ve 10. yüzyıllarda gerçekleşmiştir. Talas Savaşı'ndan sonra Karluk, Oğuz ve Karahanlı Türkleri arasında İslamiyet hızla yayılmıştır. İslam dinini devlet olarak kabul eden ilk Türk devleti ise 10. yüzyılda Karahanlılar olmuştur. Daha sonra Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlılar ile bu durum devam etmiştir.



2. TÜRKLER ARASINDA İSLAM'IN YAYILMASINDA ETKİLİ OLAN BAZI ŞAHSİYETLER

Mevlana Celaleddin-i Rumi: Mevlana hazretleri 1207 yılında Horasan'ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Asıl adı Muhammed Celaleddin'dir. Babası sultânu'l-ulema (alimler sultanı) Sultan Bahaeddin Veled, annesi Mü'mine Hatun'dur. Mevlana 5-6 yaşlarında iken ailesi ile birlikte Anadolu'ya göç etti. Yedi yıl kadar Karaman'da kaldıktan sonra Anadolu Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat'ın daveti üzerine ailesi ile birlikte 1228'de Konya'ya yerleşti. Mevlana ilk tahsilini babasından aldı. Daha sonra Halep, Şam, Konya gibi zamanın önemli ilim merkezlerinde eğitim gördü. Zamanının bütün ilim dallarında kendini çok iyi yetiştirdi. Babası Bahaeddin Veled 1231 yılında vefat edince vasiyeti üzerine onun yerine ders vermeye başladı. Bu sırada 24 yaşında idi. Daha sonra büyük medreselerde dersler okuttu, çok talebeler yetiştirdi.
1244 yılında Şems-i Tebrizi ile tanıştı ve onunla yaptığı sohbetler hayatının dönüm noktası oldu. Kendisini tasavvufi hayat tarzına yöneltti, medresedeki hocalığı bıraktı. Meşhur "Mesnevi" isimli eserini bu dönemde yazdı.
Mesnevi: Mevlana hazretlerinin tüm dünyada tanınan meşhur eseridir. Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevi tarzıyla yazılmıştır. Türk-İslam kültürünün en önemli eserleri arasında yer alan bu eserde tasavvuf düşüncesi ve hayat tarzı anlatılır.
     Mevlana, sahip olduğu insan sevgisi ve engin hoşgörüsü ile herkesin sevgisini, saygısını kazandı. Görüşleriyle, düşünceleriyle ve eserleriyle geniş halk kitleleri üzerinde derin etkiler bıraktı. 1273 yılında, 66 yaşında iken Konya'da vefat etti. Mezarı Konya'dadır.
Önemli eserleri: Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fîhi mâ fih.

Ebu Hanife: Asıl adı Numan'dır. Lakabı ise İmam-ı Azam Ebu Hanife'dir. İslam dünyasının en önemli fıkıh (hukuk) alimlerinin başında gelir. 699 yılında Kûfe'de doğdu. Küçük yaşlarda Kur'an'ı ezberledi ve çok iyi bir öğrenim gördü. Zamanla kendisini fıkıh alanında geliştirdi. İmam-ı Azam'ın görüşleri İslam dünyasındaki en yaygın mezhep olan Hanefi mezhebinin temelini oluşturdu. Aynı zamanda ticaretle uğraşan Ebu Hanife, günlük hayatla ilgili fıkhi meselelere (ticaret, evlenme, boşanma, cezalar, icar, kira, satış, ibadetler, miras...) Kur'an, sünnet ve sahabelerin görüşlerinden faydalanarak akılcı çözümler getirdi.  İslam dininin özellikle hoşgörülü ve birleştirici yönünü insanlara anlattı. 767 yılında Bağdat'ta vefat etti. Hanefi mezhebi Müslüman Türk dünyasında en çok benimsenen mezheptir. Önemli eserleri: Fıkhul Ekber, el-Âlim vel Müteallim.

Mâturidi: İmam Maturidi Özbekistanlı bir Türk'tür. 852 yılında Semerkant'ta doğdu. Burada ilim tahsil etti ve eğitim gördüğü medresede hocalık yaptı. Ebu Hanife'nin görüş ve düşüncelerine bağlı kaldı ve bu bağlamda ilmi çalışmalar yaptı. Özellikle İslam dininin inanç esasları (iman konuları) ile ilgili eserler yazdı, görüşler ortaya koydu. Kur'an ve sünnet temeline dayanan ve aklı esas alan bu görüşlerinden Maturidi mezhebi oluştu. Önemli ve günümüze kadar ulaşan eserleri; Kitabut Tevhit ve Tevilâtül Kur'an'dır. Maturidi 944 yılında Semerkant'ta vefat etti.

Ali er-Rıza: Ali er-Rıza Peygamber Efendimizin soyundan gelmektedir ve on iki imamdan biridir. 770 yılında Medine'de doğdu. Babası, on iki imamın yedincisi Musa Kazım'dır. Hayatının bir kısmını Horasan'da geçirdi. Sade bir anlatımla İslam'ın Türkler arasında yayılmasında etkili oldu. 818 yılında 55 yaşındayken Horasan'ın Tus şehrinde şehit edildi. Bu yüzden Tus şehrine "Meşhed" (şehit edilen yer) denildi. Mezarı Tus'tadır. Önemli eserleri; Müsned ve Sahifetür Rıza.

Ahmet Yesevi: Hoca Ahmed Yesevi, 1093 yılında Türkistan'ın Yesi kentinin Sayram kasabasında (Bugünkü Kazakistan'ın Çimkent şehri yakınlarında yer alır) dünyaya geldi. İlk eğitimini Yesi şehrinde babasından aldı. Sonra da dönemin önemli ilim merkezlerinden Buhara'ya gitti ve orada Yusuf Hemedani'den ilim tahsil etti. Merv, Semerkant, Herat gibi şehirleri dolaşarak dersler verdi. 1140 yılından sonra memleketi Yesi'ye dönüp ders vermeye başladı. Birçok öğrenci yetiştirdi. Hoca Ahmet Yesevi insanlara İslam'ın ilkelerini anlatırken "hikmet" adı verilen şiirlerini kullandı. Sade, akıcı ve anlaşılır bir Türkçeyle yazdığı bu şiirleri, Türk halkının İslam'ı anlayıp öğrenmesinde çok etkili oldu. Ahmet Yesevi'nin hikmet adı verilen bu şiirlerinin toplandığı kitabının adı "Divan-ı hikmet" tir. Ayrıca o şiirleri, sohbetleri ve kişiliğiyle halk arasında çok sevildi ve "Pîr-i Türkistan" lakabıyla tanındı. Yesevilik düşüncesi Orta Asya'dan Anadolu'ya, oradan Balkanlar'a kadar geniş bir coğrafya'da yayılmıştır. Hoca Ahmet Yesevi 1167 yılında Yesi'de vefat etti.

Ahi Evran: 1171 yılında Azerbaycan'ın Hoy şehrinde doğdu. Ahi Evran Anadolu'da Ahiliğin kurucusu kabul edilir. Kırşehir'de kurduğu Ahilik Teşkilatı esnafın, tüccarın, sanatkarın ahlaki olarak eğitilmesini, kaliteli mal üretmelerini ve dayanışma içinde olmalarını amaçlamıştır. Bu teşkilat zamanla tüm meslek sahiplerinin bağlı olduğu manevi bir merkez haline gelmiş ve 20. yy başlarına kadar etkisini sürdürmüştür. Ahi Evran; Denizli, Konya ve Kayseri gibi şehirleri gezmiş, buralarda Ahilik teşkilatının kurulmasını sağlamıştır. Ahilik teşkilatı toplumun büyük bir kesimini mesleğe yönlendirmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli ile yakın dost olan Ahi Evran, Kırşehir'e yerleşmiş ve vefat edinceye kadar burada yaşamıştır. 1262 yılında Kırşehir'de vefat etti.

Hacı Bektaş Veli: Hacı Bektaş-ı Veli 1209 yılında Horasan'ın Nişabur kentinde dünyaya geldi. Ahmet Yesevi'nin öğrencilerindendir. Tasavvuf ilmiyle uğraşmış büyük bir mutasavvıftır. Horasan'dan Anadolu'ya gelmiş, tasavvuf yoluyla Anadolu'da İslam dininin yayılmasında çok etkili olmuştur. Onun düşünce sisteminde hoşgörü ve insan sevgisi esastır. İnsanları her zaman iyiye, güzele, doğruya çağırmış, toplumda birlik, beraberlik olması için çabalamıştır. Hacı Bektaş Veli aynı zamanda dostu Ahi Evran'ın kurduğu Ahilik teşkilatı içerisinde yer almış, Yeniçeri ocağının da piri (büyüğü) kabul edilmiştir. Kırk yaşlarında Nevşehir'in bugünkü Hacıbektaş ilçesine yerleşmiş, ömrünün kalan kısmını burada yaşamış ve 1270 yılında burada vefat etmiştir.

Yunus Emre: Yunus Emre'nin doğum yeri, tahsil (öğrenim) hayatı vb konularda net bir bilgi yoktur. 1240 yıllarında Eskişehir-Sivrihisar yakınlarındaki Sarıköy'de doğduğu, 1320 yılında vefat ettiği kabul edilir. Sarıköy'deki mezar, Yunus Emre mezarı olarak kabul görmüştür. Yunus Emre, günümüzde bile net bir şekilde anlaşılabilen sade, akıcı ve öz Türkçe ile yazdığı çok güzel şiirleriyle İslam dininin, güzel ahlakın, Allah sevgisinin, Peygamber sevgisinin Anadolu'da yayılmasında çok etkili olmuştur.



3. TÜRKLERDE PEYGAMBER VE EHL-İ BEYT SEVGİSİ

Türk milleti kitleler halinde İslam dinini kabul ettikten sonra Peygamber Efendimize ve O'nun ehli beytine olan sevgi ve bağlılıklarını her alanda göstermişlerdir.
- Topkapı Sarayı'nda Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ait olan eşyalar büyük bir titizlikle muhafaza edilmiştir.
- Peygamberimizin soyundan gelenlere saygılı davranılmış, hatta Osmanlılar döneminde Hz. Muhammed'in soyundan gelen seyyid ve şerifler için soy defterleri tutulmuş ve bununla ilgili Nakibül Eşraf isimli bir kurum oluşturulmuştur.


Seyyid: Peygamber Efendimizin torunu Hz. Hüseyin'in soyundan gelenler.
Şerif: Peygamber Efendimizin torunu Hz. Hasan'ın soyundan gelenler.

- Türkler Peygamber sevgisini, çocuklarına Muhammet, Ahmet, Mustafa, Mehmet isimlerini vererek göstermişlerdir.
- Askerlerimize de Mehmetçik denilmiştir.
- Türk edebiyatında Peygamber sevgisini anlatan yüzlerce naat yazılmış, Süleyman Çelebi de Mevlid-i Şerif'i yazmıştır.
- Peygamberimizin doğduğu ay olan nisan ayında ülkemizde her yıl "Kutlu Doğum Haftası" etkinlikleri düzenlenmektedir.
- Kültürümüzde ehl-i beyt sevgisi de çocuklara en çok verilen Ayşe, Fatma, Hatice, Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynep isimleriyle kendini gösterir.
- Ayrıca Türk kültüründe Hz. Fatıma "anamız", Hz. Ali de "şah-ı merdan", yani yiğitlerin şahı olarak anılır.
Ehl-i beyt: Peygamber Efendimizin ev halkı anlamına gelir.




4. TÜRKLERİN İSLAM MEDENİYETİNE KATKILARI

Dini ilimler: Türkler din ilimlerinde önemli çalışmalar yaparak ve eserler vererek İslam medeniyetine katkıda bulunmuşlardır. En önemli örnekler;
-Tefsir ilminde Zemahşeri (eseri: Keşşaf)
- Hadis ilminde Buhari (eseri: Sahih-i Buhari), Tirmizi, Nesai
- Fıkıh ilminde İmam-ı Azam Ebu Hanife
- Kelam ilminde Maturidi
- Tasavvuf ilminde Mevlana, Yunus Emre, Ahmed Yesevi...

Edebiyat: Türkler İslam'ı kabul ettikten sonra Türkçe, Arapça ve Farsça dillerinde pek çok ve meşhur eserler yazmışlardır. Ayrıca İslam edebiyatına yeni türlerin girmesini sağlamışlardır.
     Türk-İslam edebiyatının ilk örnekleri:
                         - Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacib),
                         - Divan-ı Lügatit Türk (Kaşgarlı Mahmud).
     Türk-İslam edebiyatında katkısı olan en önemli şair ve yazarlar ise şunlardır: Mevlana (mesnevi), Ali Şir Nevai (muhakemetül lügateyn, hazâinül meâni), Edip Ahmet Yükneki (atabetül hakayık), Fuzuli (leyla vü mecnun), Süleyman Çelebi (mevlid-i şerif), Yunus Emre, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Karacaoğlan, Kaygusuz Abdal, Baki, Nedim, Nabi, Şeyh Galip.

Musikî: İslam musikisinin gelişmesinde Türklerin çok büyük katkısı vardır. Bu konuda ilk ciddi eseri, kendisi bir Türk olan Farabi yazmıştır. Ayrıca Itri, Dede Efendi, III. Selim, Hacı Arif Bey gibi şahsiyetler de İslam musikisinin en seçkin eserlerini ortaya koymuşlardır.

Mimari: Türkler İslam mimarisinin gelişmesine çok büyük katkılar sağlamışlar ve özgün eserler kazandırmışlardır. En seçkin örnekler; İstanbul'daki Süleymaniye ve Sultanahmet camileri, III. Ahmet çeşmesi, Edirne Selimiye Camii, Bursa Ulu Camii, Sivas Gök Medrese, Konya Alaaddin Camii, Hindistan Tac Mahal. Ünlü Türk mimarı Mimar Sinan da yaptığı mükemmel eserleriyle İslam mimarisinde en ön sıralarda yerini almıştır.

Sanat: Türkler sanat alanında İslam medeniyetine çok hizmet etmişler, inançlarını sanat eserlerine yansıtmışlar, hat, tezhip, minyatür, ebru sanatlarının doğup gelişmesini sağlamışlar ve bu sanat dallarında önemli eserler ortaya koymuşlardır.

     Hat (hüsn-ü hat): Güzel yazı sanatı demektir. Kur'an ayetlerinin hat sanatıyla yazılmasını ifade eder. Bu sanat dalıyla uğraşanlara "hattat" denir. Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, İzzet Efendi, Mustafa Rakım, Hamit Aytaç önemli Türk hattatlardandır. "Kur'an Mekke'de nâzil oldu (indirildi), Mısır'da okuındu, İstanbul'da yazıldı." sözü, Türklerin hat sanatındaki ustalıklarını belirtir.




Tezhip: Süsleme sanatı demektir. Mimaride, levhalarda, kitap süslemelerinde kullanılır. Osmanlılar zamanında en güzel örnekleri verilmiştir. Özellikle Kur'an-ı Kerim süslemeleri, cami duvarlarının, mihrap ve minberlerin süslemeleri bu sanatla yapılmıştır.








Minyatür: Işık, gölge ve derinliği yansıtmayan küçük ve renkli resim sanatına denir. Daha çok eski el yazması kitaplarda kullanılmıştır. Osmanlılar zamanında en parlak devrini yaşamıştır.






Ebru: Kitre denilen bir madde ile yoğunlaştırılmış su üzerinde özel hazırlanmış boyalarla meydana getirilmiş desenlerin kağıda aktarılması şeklinde yapılan süsleme sanatıdır. Müslüman Türk sanatçılar ebru sanatını kullanarak elde ettikleri muhteşem desenler üzerine hat ile ayet ve hadisler yazmışlar, bu iki sanat dalını kullanarak çok güzel eserler ortaya koymuşlardır.






5. TÜRKLERİN BİLİME KATKILARI

Allah'ın Peygamber Efendimize gönderdiği ilk vahiy "Oku!" emriyle başlar. Yani Rabbimiz insanlara okumayı, araştırmayı, öğrenmeyi, aklını kullanmayı emretmektedir. İslam'ın okumaya ve bilime verdiği önem Müslüman Türkleri öğrenmeye, araştırmaya sevk etmiştir. Türkler Semerkant, Taşkent, Buhara, İstanbul, Horasan gibi şehirleri birer ilim ve kültür merkezi haline getirmişler, buralarda medreseler kurmuşlar, bu medreselerde hem dini ilimleri, hem de pozitif ilimleri öğrenip öğretmişlerdir.

Şimdi bu konuda belli başlı örnekleri sıralayalım;

     Astronomi: Astronomi biliminde Uluğ Bey ve Ali Kuşçu önemli çalışmaları olan Müslüman Türk bilginleridir. 15. yy'da Türk dünyasının yetiştirdiği en büyük astronomi bilgini olan Uluğ Bey Semerkant'ta bir rasathane kurmuş, astronomi ilmiyle ilgili eserler yazmış, batı dünyasında da büyük ün kazanan bu eserleri "Zîc-i Uluğ Bey" olarak tanınmıştır. Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmet'in daveti üzerine Semerkant'tan İstanbul'a gelmiş ve burada bir rasathane kurmuştur. Aynı zamanda Ayasofya medresesinde dersler verdi.

     Tıp: Tıp biliminde kuşkusuz İbn-i Sina'nın yeri en başta gelir. Özbekistanlı bir Türk olan İbni Sina hem felsefe, hem de tıp biliminde kendini yetiştirmiştir. Tıp alanındaki çalışmaları dünyaya yayılmıştır. En önemli eserleri; ansiklopedik bir tıp kitabı olan "Kitabü'ş-şifa", ikincisi ise Avrupa'daki üniversitelerde asırlarca ders kitabı olarak okutulan "El-Kanun fi't-tıp" isimli kitabıdır. Bunların dışında felsefe ve tıp bilimleriyle ilgili birçok eser yazmıştır.

     Matematik: Matematik alanında Özbekistanlı bir Türk olan Musa Harezmi çok önemli çalışmalar yapmıştır. Harezmi sıfırlı ondalık sistemini bulmuş, logaritmayı sistemleştirmiştir. "Hisabü'l-cebir" isimli kitabı Latinceye çevrilmiş, 12. asırdan 16. asıra kadar Avrupa'daki üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Ayrıca batılılar ondalık sistemi ilk kez bu kitaptan öğrenmişlerdir.

     Fizik: Fizik biliminde Müslüman Türk bilgini Biruni önemli çalışmalar ve buluşlar yapmıştır. Işığın sesten daha hızlı hareket ettiğini ilk tespit eden bilim insanı olan Biruni, zekasıyla yaşadığı döneme damgasını vurmuş ve 11. asır "Biruni asrı" olarak anılmıştır.

     Coğrafya: Coğrafya alanında Piri Reis ve Seydi Ali Reis önemli çalışmaları olan Türk bilginleridir. Piri Reis'in 1513 yılında çizdiği dünya haritası, Amerika kıtasını gösteren en eski haritalardan birisidir.

     Felsefe: Felsefe alanında Farabi, batılıların Aristo'dan sonra en büyük felsefeci olarak kabul ettikleri bir Türk bilginidir. Müzik, matematik, felsefe, astronomi gibi alanlarda çalışmalar yapan Farabi, felsefe bilimine katkılarından dolayı "muallim-i sânî", yani Aristo'dan sonra gelen ikinci öğretmen olarak ün yapmıştır. Aynı zamanda "kanun" isimli müzik aletini icat eden Farabi'dir.